bediüzzaman said i nursi

  1. 14
    İnsanoğlunu yüce allah, en yüksek derecelere çıkabilecek ve en sefil yerlere düşüp sürünebilecek özellikte yaratmıştır. kendisine peygamberler ve kitaplar göndererek sorumluluğunu ve nasıl davranması gerektiğini hatırlatmış ve en yüksek mertebelere çıkması için gerekli tenezzülatı yapmıştır.

    bütün bunlara rağmen insanoğlu genellikle nefis ve hevasına uyarak, kendisine verilen nimet ve gücü, şükür ve kulluk yolunda kullanacağı yerde, isyan ve zulüm yolunda kullanmıştır.

    geçtiğimiz asırlarda dalalete düşen ve inkar yoluna sapan firavunlar, nemrutlar, şeddatlar ve daha başka zalimler, yeryüzünü fesada vermişler, anarşi çıkarmışlar ve terör estirmişlerdir. zamanımızın zalimleri de az bir zahmetle eskiden yapılanların yüzlerce kat fazlasını şimdi yaparak ahirzamanı kana bulamışlar, hâlâ da bulamaya devam etmektedirler.

    daha dün 12 eylül öncesi 5 binden fazla gencimiz koskoca bir hiç uğruna birbirlerine kırdırılmış, dünyanın gözü önünde sırplar müslümanları hunharca katletmiş, yıllardan beri doğu anadolu bölgemizde süren terör kasırgası 30 binden fazla gencimizi acımasız bir şekilde yutmuştur.

    bediüzzaman, gerek osmanlı ve gerekse türkiye cumhuriyeti dönemleri itibariyle çok çalkantılı ve sıkıntılı bir hayat geçirmiş, birinci ve ikinci dünya savaşlarının ortalığı kasıp kavurduğu ve insanlığa büyük felaketler getirdiği buhranlı asırda, insanlığı düştüğü bu kargaşa, terör ve anarşi durumundan kurtarmak için; imansızlık, cehalet, ihtilaf, zaruret, adaletsizlik, tarafgirlik ve menfi milliyetçilikle hiçbir engele aldırış etmeden ömrünün sonuna kadar mücadele etmiştir.

    1-İmansızlık

    allah’a inanmayan bir kimse, her bir varlığı ilah kabul etmek zorunda kalacaktır. peygamberlere inanmayan cahiliye döneminde olduğu gibi vahşet ve bedeviyetin derinliklerine düşecektir. kitaplara inanamayan his ve heveslerine uygun hareket edip başkalarına, özellikle zayıf ve korumasızlara zulmü zevk hâline getirecektir. meleklere inanmayan, “nasıl olsa beni hiç kimse görmüyor. kayıt kuyut da yok. her ne yaparsam yanıma kâr kalacak. o halde istediğim gibi hareket eder, keyfime bakarım.” deyip başkalarının haklarını ve huzurlarını gasp edecektir. kadere inanamayan kederden emin olamayacak, her şeyi kendisine düşman sayacaktır. ahirete inanmayan, “nasıl olsa hesap soran yok. kendi zevk ve mutluluğum için istediğimi yapar, her kim olursa olsun kendim için her şeyi feda ederim.” diyecektir. bütün bunlar, bir keşmekeş, anarşi ve terörü doğuracaktır. hemen hemen her asırda, hiçbir kural ve hak tanımayan zalimler insanlığın başına bela olmuşlar, ortalığı kasıp kavurmuşlardır.

    1789 fransız ihtilalinde ekilen hürriyetperverlik tohumları, sosyalistliğe, sosyalistlik de bir kısım mukaddesatı tahrip ettiğinden, aşıladığı fikir, bilâhare bolşevikliğe dönüşmüştür. bolşeviklik de ahlâkî, kalbî ve insânî çok mukaddesatı bozduğundan, hiçbir kayıt ve hürmet tanımayan anarşistlik mahsulünü vermiştir. İnsanın kalbinden hürmet ve merhamet çıksa, akıl ve zekâvet, o insanları gayet dehşetli ve gaddar canavarlar hükmüne geçirir; daha siyasetle idare edilmez, anarşist çapulcu olur. (nursi, Şualar, 508) dinini bırakan bir müslüman, başka hiçbir dine giremez, dinsiz olur, bütün bütün bozulur, mürted ve anarşist olur; ruhunda kemâlâta medar hiçbir hâlet kalmaz. vicdanı tefessüh eder, sosyal hayata bir zehir olur. anarşist olur. anarşi de hiçbir hakkı tanımaz, insaniyet seciyelerini canavar hayvanların seciyesine çevirir. (nursi, emirdağ lahikası, 191, 438, 458)

    bizim ülkemizde de komünist perdesi altında anarşistliği ihya ve umumi emniyeti bozmak için çok çabalar sarf edilmiş ve çok dehşetli çalışmalar yapılmıştır. bediüzzaman, bu dinsizlik fikrini kırmak, kur’an ve iman hakikatlerini parlatıp bütün insanlığa anlatmak için asrımızın anlayışına uygun bur üslup ve tarzda risale-i nur külliyatını neşretmiştir. risale-i nur ve şakirtleri, tahkikî iman kuvvetiyle bu vatanın her tarafında o müthiş ifsadı kırmış, durdurmuş, sed olmuş, emniyet ve âsâyişi temine çalışmıştır. (nursi, lem‘lar, 260)

    2-cehalet

    cehalet zihinlerin çirkin, karanlık, gafil ve sisli halidir. günümüzde dalalet ve fenalıklar, cehaletten değil, fen ve ilimden gelmektedir. dolayısı ile bilgili olmak cehaleti gidermemektedir. (nursi, emirdağ lahikası, 21) marksizm, bolşevizm, kominizm ve sosyalizm gibi insanlığı anarşi ve teröre sevk eden dehşetli fikirler çok okumuş, bilgili ve düşünen insanlar tarafından ortaya atılmıştır.

    bedüzzaman, fen ve din ilimleri birlikte okutulmazsa hakikatler gizlenir, birisinde taassup, diğerinde de hile ve şüpheler zuhur eder. güvensizlik, sürtüşme, inat ve tarafgirlik alır başını yürür. (nursi, münazarat, 127) görüşündedir. bu nedenle bir yandan cehaletle mücadelesini neşrettiği iman hakikatleri ile ederken, diğer yandan da tamamen din ilimleri ile tedrisat yapan medreselerin ıslahı için çalışmıştır. yeni açılan mekteplerde sadece fen ilimleri ile eğitim yapılması, yukarıdaki görüşte de ifade edildiği gibi medrese ehli ile aralarında rekabet, kıskançlık ve sürtüşmelere sebep olmuştur. bu nedenle hem bu çatışmaları önlemek, hem orta yolu bulmak, hem de ileride büyük ve faydalı neticeler verecek fen ve din ilimlerinin birlikte okutulacağı bir üniversite açılması için gayret sarf etmiştir. bunun için 2. abdülhamid’den tahsisat bile almış, cumhuriyet döneminde de millet meclisinin teveccühünü kazanıp gerekli parayı ayırttırmış ise de savaş ve sair sıkıntılar nedenleriyle gerçekleştirememiştir. (nursi, Şualar, 482)

    bütün bunlara rağmen bediüzzaman, okullara, yanı başlarına açılan nur medreseleri ile inanç noktasındaki cehaleti gidermek suretiyle gerekli takviyeyi yapmış, pırıl pırıl imanlı ve fen bilimleriyle donanmış gençler yetiştirerek bir derecede olsa amacına ulaşmıştır.

    3-İhtilaf

    İhtilaf, kuvvet, şevk ve ümit kırıcı bir şeydir. kargaşa ve anarşiye vesiledir. Üzüntü kaynağıdır. düşmanların yutmayı düşündükleri büyük lokmaları parçalama planlarıdır. genellikle de rekabet damarı uyandırılarak yapılır. toplum haşatı için bir zehirdir.

    geçmişte;türkçülük-kürtçülük, alevilik-sünnilik gibi meseleler, kaşınıp ve ihtilaf tohumları ekilip ülkemiz kan gölü haline getirilmiştir. yaşanan bu acı tecrübenin çaresi bediüzzaman’a göre İslam kardeşliğidir. kendisi bu hususta uhuvvet risalesi’ni kaleme almış ve toplum hayatını yaşanmaz hale getirecek olan ve dış düşmanlara karşı da savunmasız bırakacak olan ihtilaf konusunda; “haricî düşmanın hücumunda dahilî münakaşâtı terk etmek ve ehl-i hakkı sukuttan ve zilletten kurtarmayı en birinci ve en mühim bir vazife-i uhreviye telâkki edip, yüzer âyât ve ehâdis-i nebeviyenin şiddetle emrettikleri uhuvvet, muhabbet ve teavünü yapıp, bütün hissiyatınızla, ehl-i dünyadan daha şiddetli bir surette meslektaşlarınızla ve dindaşlarınızla ittifak ediniz, yani, ihtilâfa düşmeyiniz.” (nursi, lem‘alar, 159) tavsiyesinde bulunmuştur.

    4-zaruret/yoksulluk

    zaruret, insana yanlış olan çok şeyleri yaptırabilir. haram olan şeylere helal nazarıyla baktırabilir. günümüzde bir de tüketim ekonomisine dayalı olarak yapılan reklam bombardımanı insanları tuzağa düşürmekte ve sürekli yoksulluğun kucağına itmekte ve ihtiras sahibi yapmaktadır. kötü emelleri olanlar da, insanların bu zafiyetlerinden çok iyi bir şekilde yararlanmakta, ihtiyaçlarını karşılama bahanesiyle çok mukaddesatlarını feda ettirerek, yolsuzluk, hırsızlık, terör gibi yollarda kullanmaktadırlar.

    bediüzzaman, beşerdeki bütün ihtilallerin ve ahlaksızlığın kaynağının; “ben tok olayım, başkası açlıktan ölse, bana ne.”, “sen çalış, ben yiyeyim.” kelimeleri olduğunu, medeniyetin okul ve cemiyetlerinin zenginlerle fakirlerin aralarında olması gereken barışı temin edemediğini, kur’an’ın bu hastalığı zekatı emretmekle ve faizi yasaklamakla tedavi ettiğini, zenginlerde şefkat ve merhamet duygularını, fakirlerde de hürmet ve itaat duygularını tesis ettiğini hatırlatmaktadır. (nursi, sözler, 373)

    savaş, kıtlık gibi büyük musibetler zamanında bediüzzaman; “ehl-i iman, ehl-i hakikat, hususan risale-i nur talebelerinin vazifesi, bu musibetli açlığı, ramazan riyazet-i diniyesinin tarzındaki açlık gibi vesile-i iltica ve nedamet ve teslimat yapmaya çalışmaktır. ve zaruret bahanesiyle dilenciliğe ve hırsızlığa ve anarşiliğe yol açmasına meydan vermemektir.” (nursi, kastamonu lahikası,104) tavsiyesinde bulunmuştur.

    zenginle yoksul arasındaki uçurumu ancak İslam dininin kurduğu zekat ve sadaka gibi köprüler kapatabilir. aç ve fakirlere şefkat ve merhamet etmek, onların imdadına koşmak zaten insaniyetin gereğidir. risale-i nur irşadıyla ahlaksızlık ve anarşiye mani olduğu gibi emniyet, hürmet ve merhameti tesis ederek hem âsâyişi, hem inzibatı, hem toplum hayatını anarşilikten kurtarmaya çalışmıştır. hiçbir nur talebesinin asayişi ihlal eden bir hareketinin görülmemesi buna şahittir.

    5-tarafgirlik

    tarafgirlik ırka, siyasi görüşe, mesleklere ve sair birçok hususlara bağlı olarak yapılabilir. bir kimsenin ırkından, siyasi anlayışından veya mesleğinden taraf olması yadırganmaz. bu gayet normaldir. normal olmayan, başka ırkları, meslekleri ve siyasi anlayışları yok saymak ya da hakir görmeye kalkışmaktır. bu nedenle tarafgirlik; ölçünün kaçırılması ve inatlaşmaya girilmesi gibi hallerde toplumun birlik ve beraberliğini bozan kötü bir âlet hâline gelebilir.

    “mü’minlerde nifak ve şikak, kin ve adâvete sebebiyet veren tarafgirlik ve inat ve haset, hakikatçe ve hikmetçe ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyetçe ve hayat-ı şahsiyece ve hayat-ı içtimaiyece ve hayat-ı mâneviyece çirkin ve merduttur, muzır ve zulümdür ve hayat-ı beşeriye için zehirdir.” diyen bediüzzaman; husumetli ve ihtiraslı bir tarafgirliğin kuvveti hiçe indirdiğini, nifak ve şikaka, kin ve adâvete sebebiyet verdiğini ifade etmektedir. (nursi, mektubat, 253, 261)

    tarafgirlik melek gibi bir adamı şeytan, şeytan gibi bir adamı da melek şeklinde gösterebilir, anarşi ve fitneye sebep olabilir. (nursi, emirdağ lahikası, 237) bu nedenle futbol fanatiklerinin taşkınlıklarını, hemşehricilik ve ırkçılık damarıyla yapılan haksızlıkları hoş görmek mümkün değildir.

    kur’an’a, kur’an’ın nurlarına, iyiye, güzel olana, hakka ve haklıya, “tûbâ-i cennetin meyveleri gibi tatlı ve güzel olan iman ve İslâmiyetin meyvelerine” ve “saadet-i dâreynin mehâsini gibi hoş ve şirin öyle neticelerine” nihayetsiz bir tarafgirlik ve iltizam ve teslim hissiyle” (nursi, mektubat, 38, 53) tarafgir olmak gerekir.

    6-menfi milliyetçilik/irkçılık

    irkçılık başkasını yutmakla ve yok etmekle beslenen, frenklerin bulaştırdığı ifsatçı ve ayrılıkçı bir illettir. irkçılık çarpışmayı, heva ve hevesi kamçılamayı, arzuları tatmini gerektirir. bu ise insanı melekiyet derecesinden kelbiyete indirir, insanın maneviyetini siler götürür. güven ve huzur ortamını yok eden bu illet, İslam birliği için de büyük bir tehlikedir. kendi ırkının muhabbeti uğruna milyonlar hakiki İslam kardeşliğini terk ettirir. irka dayalı kardeşlik, serseri ve enaniyetli nefislerin hoşuna giden gayet zevkli ve rüşvetli bir kardeşliktir. bu da kendinden olmayanların canlarını yakacak, saadet ve huzurlarını yok edecek ve terörü netice verecektir. bir ırkçı, ırkçılık damarıyla ırkdaşının yaptığı zulümleri ve cinayetleri haklı görecektir. bu da hakikî adalete engel teşkil edecek ve şiddetli bir zulme sebebiyet verecektir. böylece de İslamın; “bir masumun hakkı, yüz caniye feda edilmez.” prensibine zıt hareket etmiş olacaktır. (nursi, mektubat, 57, 310)

    Şeriat-ı ahmediye (a.s.m.); kuvvete bedel hakka, adalete ve eşitliğe dayanır. menfaat yerine fazîleti hedefler. muhabbeti esas alır. birlik ve beraberliği, unsuriyet milliyeti yerine; din, vatan ve sınıf bağları ile sağlar, samîmi ve muhabbetli bir kardeşliği temin eder ve dış tecavüzlere karşı da yalnız savunma konumunda kalmayı tercih eder. (nursi, tarihçe-i hayat, 118)

    bediüzzaman; risale-i nur’un, İslâmın iki kahraman kardeşi olan türk ve arabı birleştirmeye, kur’ân’ın esaslarını neşretmeye ve beşeri anarşistlikten kurtarmaya bir derece vesile olduğunu (nursi, beyanat ve tenvirler, 262) söylemektedir. bu sözler, belki hakikat noktasında biraz mütevaziyane gelebilir ama, bu hakikatlerin neşri ve bütün İslam kardeşlerine ulaşması veya ulaştırılması noktasında bir gerçeği ifade etmektedir.

    7-adalet

    devlet idaresi ya da hükümet adaleti temin etmek, herkese eşit mesafede durmak ve milletinin güvenliğini düşmandan ve kendisinden koruyarak sağlamak zorundadır.

    hukuk dışı uygulamalar genellikle idaredeki hâkim bir zümre ya da ırkın, kendi varlık ve güçlerinin zarar göreceği korkusuyla yaptıkları zulümlerdir. bediüzzaman; zararsız, uyumlu, menfaatli ve sadık vatandaşların idare tarafında rahatsız edilmelerinin ve gücendirilmelerinin anarşiliğe meydan vereceğini, bunları gücendirmek yerine, himaye etmek, kötü muamelelerde bulunan memurları da görevden uzaklaştırmak gerektiğini (nursi, Şualar, 311) belirtmiş ve elzemiyetine de vurgu yapmıştır.

    hukuk dışı muameleler, haksızlığa uğrayanları da hukuk dışılığa itecektir. mafya ve terör örgütleri gibi zararlı unsurları besleyen bu duruma fırsat verilmemelidir. yukarıda 6. maddede denildiği gibi devlet bir masumun hakkını yüz caniye feda etmemelidir. asla toptancılık yapmamalıdır.

    bediüzzaman’a göre mutlak adaletini uygulanabileceği durumlarda izafi adalet uygulamasına gitmek zulümdür. (nursi, mektubat, 57) birinin hatasıyla başkalarının veya yakınlarının suçlanmasının söz konusu olamayacağı, yani suçun şahsiliği esastır. (nursi, Şualar, 316) hesap sorulabilirlik, hak edilen cezanın uygulanabilmesi ve özellikle adalet anlayışını akıl ve kalplere yerleştiren iman eğitimi ile kişilerin ıslahı çok büyük önem arz eder.

    8-hürriyet

    bediüzzaman’a göre; hürriyet imanın bir özelliğidir, lezzet, saadet ve gelişmelerin kaynağıdır. kendisine sorulan; “hürriyeti bize çok fena tefsir etmişler. hattâ âdetâ hürriyette insan her ne sefahet ve rezalet işlerse, başkasına zarar vermemek şartıyla bir şey denilmez, diye bize anlatmışlar. acaba böyle midir?” sualine; “Öyleleri hürriyeti değil, belki sefahet ve rezaletlerini ilân ediyorlar ve çocuk bahanesi gibi hezeyan ediyorlar. zira, nâzenin hürriyet, âdâb-ı şeriatla müteeddibe (edeplenmiş) ve mütezeyyine (süslenmiş) olmak lâzımdır. yoksa, sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır. nefs-i emmâreye esir olmaktır. hürriyet-i umumî, efrâdın (fertlerin) zerrât-ı hürriyâtının (hürriyet zerrelerinin) muhassalıdır (özüdür). hürriyetin şeni (işi) odur ki, ne nefsine, ne gayrıya zararı dokunmasın.

    tam ve mükemmel hürriyet, kişinin firavunlaşmaması ve başkasının hürriyeti ile alay etmemesidir. Şüphesiz gaye haktır; ama mücadele usulüne uygun değildir.” (nursi, münazarat, 55) cevabını vermiştir.

    kişi hak ve hürriyetlerinin gasp edilmesi veya baskı altında tutulması ortamı gerecek, gizli çalışma ve örgütlenmelere fırsat verecektir. bu da devlet ve millet için daha tehlikeli bir hal alacaktır. Özellikle anayasanın bazı maddeleri düşünce hürriyetine engel teşkil etmekte veya öyle yorumlanmaktadır. bu maddeler asılsız evhamlarla işletilerek birçok düşünce adamı cezalandırılmakta ve gereksiz yere birçok sıkıntılar verilmektedir. serbest düşüncenin getireceği güzel gelişmelere engel olmak memleketimiz açısından hiç de iyi olmamaktadır.

    bediüzzaman, bu asrı “hürriyet asrı” olarak tarif ediyor ve kendi “vicdan hürriyetine ipotek koymak isteyenlere şiddetle karşı çıkıyor ve (nursi, mektubat, 417) “en ziyâde muhtaç olduğum ve hayatımda en esaslı düstur olan, hürriyetimdir. asılsız evham yüzünden, emsâlsiz bir tarzda hürriyetimin kayıtlar ve istibdatlar altına alınması, beni hayattan cidden usandırıyor. değil hapis ve zindanı, belki kabri bu hale tercih ederim. fakat, hizmet-i îmâniyede ziyâde meşakkat ise, ziyâde sevâba sebep olması bana sabır ve tahammül verir. mâdem bu insâniyetli zâtlar benim hakkımda zulmü istemiyorlar, en evvel benim meşrû dairedeki hürriyetime dokundurmasınlar. ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam.” (nursi, tarihçe-i hayat, 408) diyerek bütün dünyaya var gücüyle haykırıyor.

    kişi hak ve hürriyetlerinin, insanın ne kendine, ne de başkalarına zarar vermeden ve meşru dairede ipotek altına konmadan sonuna kadar kullandırılması ülkemizde hem idareciler, hem de halk açısından büyük bir rahatlama sağlayacaktır.

    9-İfsat komiteleri

    İfsat komiteleri aldatmakla iş görür. koyun postuna bürünmüş canavardan başkası değildir. İnsanları kendi kirli emellerini gerçekleştirmek için para, iyi imkanlar, makam, itibar, korku veya beyin yıkama gibi yöntemlerle aldatan bu komiteler, vatan ve milletin birlik ve beraberliğine, iman ve mukaddesatına kasteden son derece muzır teşekküllerdir.

    böyle bir komitede yer alan birisi, bediüzzaman’ın tabiriyle; “…ya gayet fena bir surette aldanmış veya gayet gaddar bir anarşisttir ki, hem insaniyete vahşiyâne düşmanlık eder, hem İslâmiyete nemrudâne adâvet eder, hem hayat-ı içtimaiyeye (sosyal hayata) anarşiliğin en bozuk ve mütereddî (soysuzlaşmış) tavrıyla husumet eder ve bu vatana ve millete ve hâkimiyet-i İslâmiyeye ve dinî mukaddesata karşı mürtedâne (dinden çıkmışçasına), mütemerridâne (dik başlılık edercesine), anûdâne (inat edercesine) mücadele eder. veya ecnebî hesabına bu milletin can damarını kesmeye ve bozmaya çalışan el-hannâs (şeytan) bir zındıktır ki, hükümeti iğfal ve adliyeyi şaşırtır, tâ o şeytanlara, firavunlara, anarşistlere karşı şimdiye kadar istimal ettiğimiz mânevî silâhlarımızı, kardeşlerimize ve vatanımıza çevirsin veya kırdırsın.” (nursi, Şualar, 257)

    gizli komitelere, anarşistlere, zındıklara, şeytanlara, firavunlara ve nemrutlara karşı tek çarenin kur’ân’ın hakikatlerine sarılmak olduğunu vurgulayan bediüzzaman, aynı zamanda bununla; ihtiyat kuvveti olan üç yüz elli milyon, şimdi bir buçuk milyar, İslâm kardeşliğinin ve birliğinin de kazanılacağını (nursi, emirdağ lahikası, 297) ifade etmektedir.

    sonuç

    bediüzzaman; “bu vatanın ve bu milletin hayat-ı içtimaiyesi (sosyal hayatı) bu acip zamanda anarşilikten kurtulmak için beş esas lâzım ve zaruridir: hürmet, merhamet, haramdan çekinmek, emniyet, serseriliği bırakıp itaat etmektir. risale-i nur hayat-ı içtimaiyeye baktığı zaman, bu beş esası kuvvetli ve kudsî bir surette tesbit ve tahkim ederek, âsâyişin temel taşını muhafaza ettiğine delil ise, bu yirmi sene zarfında risale-i nur’un, yüz bin adamı, vatan ve millete zararsız birer uzv-ı nâfi (faydalı organ) haline getirmesidir. isparta ve kastamonu vilayetleri buna şahittir. demek risale-i nur’un, ekseriyet-i mutlaka eczalarına ilişenler herhalde bilerek veya bilmeyerek anarşilik hesabına vatana ve millete ve hâkimiyet-i İslâmiyeye hıyanet ederler.” (nursi, Şualar, 307) diyerek esas teşhis ve tedaviyi sonuçları ile birlikte ortaya koymaktadır.

    ayrıca, komünistlik, masonluk, zındıklık, dinsizlik, doğrudan doğruya anarşistliği netice vereceğinden, bu dehşetli tahrip edicilere karşı, ancak ve ancak kur’ân hakikatleri etrafında oluşan İslâm birliğinin dayanabileceğini, beşeri bu tehlikelerden, bu vatanı yabancıların istilâsından ve bu milleti anarşilikten yalnızca kur’ân hakikatlerinin kurtarabileceğini (nursi, emirdağ lahikası, 271) ifade ederek meseleye son noktayı koymuştur.





    www.risaleakademi.com...


    #4325 alixandro87 | 10 yıl önce
     
    tümünü göster
kukici geldi bacı