milliyet

  1. 1
    millet, kavmiyet.
    #286208 zerre | 9 yıl önce
     
  2. 2
    (bkz: milliyet gazetesi)
    #286209 zerre | 9 yıl önce
     
  3. 3
    (bkz: milliyetçilik)
    #298114 tuytun | 8 yıl önce
     
  4. 4
    bir millete veya devlete dahil olma durumudur.
    #298145 rabbinacizkulu | 8 yıl önce
     
  5. 5
    kur'an-ı kerim'in ifâdesiyle "millet-i ibrahim" müslümanlardır. ibrahim milleti: muvahhid ve müferrid olanlar. ehl-i tevhid ve ehl-i tefrîd. bu millet allah indinde ancak takvâ ile biri diğerinden üstün olan hay(ı)r işlemekte birbirleriyle yarışan fertlerden mürekkeptir. marufu emreden ve münkerden nehyeden. bu mânâ muvacehesinde milliyet bu milleti diğer millet(ler)den ayıran niteliklerin tamamını ifâde eder.

    milliyet, milletin keyfiyetine denir.
    müslümanın keyfiyeti.
    efendimiz (sav)'in sünnet-i seniyesi ile mutabık, onunla rabıtalı olan müslümanca nitelikler. vahyî ve nebevî konumalış.

    bu niteliklere sahip çıkan, bu niteliklerin kendisine her ân yeni sorumluluklar yükleyen her müslüman milletinden ve tabiîdir ki milliyetinden yanadır. milletine ve milliyetine sahip çıkanlar -cı, -cü, ve -cılık, -cülük eklerini kullanmadan milletinden yana olan/yana duran biçiminde de rahatlıkla ifade edilebilir. dünya üzerinde millet-i ibrahim diye bir kavram bahs mevzuu ise, bahsin kökeni itibariyle mevzuun kazılmasıyla karşımıza çıkacak şey bu kavramın bir de zıddı olması gerçeğidir:

    hakikatin üstünü örtenler milleti. (millet-i küfr.)

    milliyetinden yana olan/duranlar konumları itibariyle millet-i küfr'ün karşısındadır. karşısında olmaları vacibtir. icab eden budur. tıpkı milletinden ve milliyetinden yana olan küffarın millet-i ibrahim'in karşısında olmasının icap ettiği gibi. millî olan yukarıda mezkur mânâ çerçevesinde millet-i ibrahim'i ilgilendirendir. bu yönüyle "millî olan" değerlidir. maksat millî olanı değerli kılmak değil; millî olanın kendindeki değerini anarken "millî olan"a lâyık olup olmadığımızı sorgulamaktır. dünya üzerinde "millet-i ibrahim"i ve hâliyle onun milliyetini sevdiği için (doğru eylemlerde bulunup da) başına bir iş gelen ya gazidir, ya şehit allah'ın izniyle. fertlerin kendilerini içinde hissettikleri bu milletin hasletleri (milliyet) onunla gururlanmaktan ötede bu fertlerine çok ciddi sorumluluklar yükler. ama bu "millî olan"ı bugünkü anlamlarından biri olan ulusal olana indirgediğimiz zaman ilaç zehir oluveriyor.

    millet dediğimiz kavramı yukarıda olduğu gibi tanımladığımızda millet kavramı etrafındaki kavramları da bu çerçevede tanımlıyoruz. bu gayet doğal bir süreç olarak işliyor. artık bu millet/milliyetine sahip çıkanların bu hasletine ayrıca müspet demenin de bir mânâsı da yok. "ziya ışığı" gibi olacak çünkü bu. yukarıda mezkûr anlam çerçevesinde müslümanlar açısından milletini/ümmetini/milliyetini sevmek millet/ümmet/milliyet sevdalısı olmak zaten bütünüyle müspet bir iştir. zarureti marifet kılmanın bir anlamı yok müspet diyerek.

    geçelim. böyleyken böyle...

    bir zaman gelmiş ve bir "kırılma" olmuş dünya üzerinde. millet lafzı ulus (nation) lafzı yerine kullanılır olmuş. ulus da inşa edilmiş, devleti de. (bkz: hayali cemaatler) bu acayip zamanlarda ulusçuluk/ulusalcılık yerine milliyetçilik lafzı kullanılmış. hâlâ da kullanılıyor. ulusu diğer uluslardan ayıran özelliklere de milliyet denivermiş. bana ne bundan, ben bendeki (ya da biz bizdeki) anlamına bakarım diyemiyoruz maalesef. bunlar sadece soyut düzlemde tasavvurî/imagine bir biçimde de gerçekleşmemiş. bulgar'ından tutun, yunanına, arnavutuna, arabından kürdüne ve türküne kadar milliyetçi cereyanlar ortaya çıkmış. sonra ne olmuş? osmanlı'nın birleştirici siyasetinin sona ereceği devirden sonra çok gerilere gitmeden hemen hemen bütün okuyucuların hatırlayabileceği en yakın tarihten bir örnek:

    (bkz: srebrenitza katliamı) (#165312)

    .
    .
    .

    bediüzzaman'ın dediği gibi:

    "fikr-i milliyet şu asırda çok ileri gitmiş. hususan dessas avrupa zalimleri, bunu islâmlar içinde menfi bir surette uyandırıyorlar, tâ ki parçalayıp onları yutsunlar. hem fikr-i milliyette bir zevk-i nefsanî var, gafletkârâne bir lezzet var, şeâmetli bir kuvvet var."

    üstad niçin fikr-i milliyet nefsanî zevkler ve gafletkârâne bir lezzetten bahsediyor?

    millet (ulus-nation) ene'dir; yahut nahnü'dür. ene ve nahnü olmazsa olmazımızdır. ben ve biz yoksa hiçbir şey yoktur. ben ve benlik, biz ve bizlik de önemlidir; ancak bu önem bencilik (bencillik) ve bizcilik yapmayı caiz kılmaz. islama hizmet, millet-i ibrahim'e hadimlik islam milletinin birer parçası olan fertleri tek tek (ben) ve bütünüyle (biz) bağlar. bu noktada benlerin ve bizlerin önemi büyük. özellikle muhammed ikbal'in millet-i küfr karşısında aciz kalmış, aşağılık kompleksi içinde kıvranan toplumuna benlik/bizlik bilinci telkin ettiğini; yıpranmış, akamete uğramış, düşünce ve eylemden giderek uzaklaşmış, neredeyse insiyâkî (hayvanî anlamda) bir biçimde yaşam süren (beşerî ihtiyaçların görülmesi, nefes almak, yemek yemek, çiftleşmek) zamane "müslümanları"na müslüman benliği kazandırmak için nasıl çabaladığını hatırlayalım.

    millet (ulus) sosyo-psikolojik bir indirgeme yapılabilirse ben/bizdir. milliyet (bu milleti diğerlerinden ayıran hususiyetler) benliğin ve bizliğin (diğer benlik ve bizliklerden ayıran) nitelikleridir. hakkında uzun uzun bahsedilebilirse de kısaca geçeceğim:

    ben/benlik, biz/bizlik (sevgisi) iyidir, bencilik (bencillik) ve bizcilik fenadır. millet, milliyet (sevgisi) iyidir; "milliyetçilik" fenadır, akılsızlıktır.

    bugün (dün de böyleydi maalesef uzun bir zamandır bu böyle) siyasî sınırlarla çizilip ayrılan bizim coğrafyamız farklı menfaatler, değişik çıkarlarla da birbirine sınır koymuş durumdadır. "ittifak hüdadadır, hevada ve heveste değil" diyor üstad. "ittihad, cehl ile olmaz. ittihad, imtizac-ı efkârdır. imtizac-ı efkâr marifetin şua-ı elektiriyle olur." diye ekliyor. "bu zamanın en büyük farz vazifesi ittihad-ı islam'dır" sözü de bir balyoz olup iniyor başımıza. "küre-i zemin gibi ağır ve âlem-i islamiyet'e çökmüş olan mesaib ve devahiye karşı nokta-i istinadımız: muhabbet ile ittihadı, marifet ile imtizac-ı efkârı, uhuvvet ile teavünü emreden nokta-i islamiyettir."
    #385267 natrium | 7 yıl önce