insan

  1. 1
    kainattaki sayıları toplamı 6 milyarı aşmış varlık.
    #374 tutumsuzagustosbocegi | 10 yıl önce
     
  2. 2
    ahsen-i takvim üzere yaratılan, esfel-i safilin'e de kayabilen, allah'ın yeryüzündeki halifesi.
    #376 tek olanin ilki | 10 yıl önce
     
  3. 3
    beşer ve insan kavramlarını birbirinden ayırmak gerekir. beşer; 46 kromozomlu, iki ayak üstünde yürüyen, hayvan hücrelerinden oluşan ve zekasını kullanabilen yaratığı ifade ederken insan allah'ın, halifesi olarak yarattığı, en şerefli yaratığıdır. fıtratındaki çamur ve allah'ın ruhundan dolayı iki kutuplu bir özdür. (burada çamur şeytani eğilimi ifade ederken ilahi ruh insandaki yüce tarafı anlatır) kendisinin bilincinde olma, seçme, yaratma (ki sanayi ve sanat şeklinde tezahür eder) ve isyan özellikleri sayesinde evrende bambaşka bir yere sahiptir. kainatın yaratılışına ve eşyanın tarihine sünnetullah dairesinde katkıda bulunma hak, görev ve yetkisi vardır. çamurdan hakka doğru giden sonsuz bir yolun yolcusudur.

    pascal'ın insanın soyluluğu üzerine hoş bir sözü vardır:

    "İnsan bir çöp parçası gibi küçük ve zayıftır. bir su damlası bile onu mahvetmeye yeter. ancak bütün dünya onu yok etmeye girişse bile o yine de bütün dünyadan daha soyludur. çünkü dünya insanı yok etmekte olduğunun farkında değildir, ancak insan az sonra yok olacağını bilir."
    #384 mina | 10 yıl önce
     
  4. 4
    inançsız olanı, kendini inanmadığına inandırmaya uğraşıp, kendinden kaçarken ölür. inançlı olanı da, kendini inandıklarını uyguladığına veya uyguladığı miktarın yeterli olduğuna inandırmaya uğraşırken.
     
  5. 5
    ens, nvs ve nsy köklerinin üzerine uzayıp giden kainat misali, evreni ziplenmiş halde içinde barındıran acayip bir ağaç.

    insan kelimesini etimolojik olarak 3 ana kökte incelerler.

    1) (b: ens): yakınlık kurmak, alışmak, ünsiyet peyda etmek anlamlarını içerir.
    2) (b: nvs): hareket etmek, beslenmek anlamlarını içerir.
    3) (b: nsy): unutmak, daha sonra kullanılmak üzere hafızaya atmak, ilk öğrenilenin üzerine yeni şeyi eklemekle öncekini yok etmek gibi anlamları içerir.

    bu üç kökün birincisi (ens) insanın, tabiatı itibariyle medenî olduğuna, sosyal bir yönü bulunduğuna işaret
    ederken, ikincisi insanın cismaniyetine, biyolojik yapısına ait anlamları içerir.
    üçüncüsü de onun iç işleyiş tarzına işaret eder.

    o halde insan için en azından kavramsal çerçevede;
    "yakınlık kuran- toplum içinde yaşayan, unutan-iç işleyişini yenileyerek hayatını devam ettiren, faal - hareketli bir varlık" tanımı mümkün bir tanımdır.

    ancak, sırf bir terimden ya da sadece kendine sarf edilmekle kendi gerçekliğini salt kavramsal düzeyde yine kendisi açıklayan ve bütün bağlamlarını/semantik işaretlerini bir vakum gibi emerek kendi içeriğini
    şişmanlamış cisminden yine kendisi açığa çıkarmaya çalışan bir kavramdan bahsetmiyoruz.

    terim ve kavramdan bir nebze bağımsız, onlar tarafından şekillendirilip belirlenen değil onları kendisi için kullanan bir üst gerçeklikten, kesintisiz ve paralel faaliyet halindeki bütün zıtlıkların kendisine gelip
    dayanınca uyum halini aldığı gayet güçlü bir dönüştürücüden, en önemlisi de varlığın neredeyse bütün bileşkelerinin kendisinde standartlaştığı pahalı, ağır, uzak ve yüksek bir Şey den, İnsan dan bahsediyoruz.

    İnsan, kendi varoluşunun ilk adımından itibaren varlığın bütün boyutlarıyla, adeta zorunlu bir paralellik arz ederek tam ilişki içerisinde.

    Üstelik, zamanın iki kanadı olan geçmiş ve gelecek onun nazarında her zaman diri ve her şeyle dolaylı ya da doğrudan ilişki kuran bu manevi mekanizma tam da bu yüzden ilişkinin hem etken hem de edilgen
    tarafını oluşturuyor.


    İşin bu kısmında meseleyi biraz daha genişletmek gerekiyor.

    malumdur ki, insan kendini oluşturan parçaların bütününden daha başka ve daha fazlasıdır. İnsan, düşünce, duygu ve hayal itibariyle kainatla ve varlığın çeşitli boyutlarıyla direk bir ilişki içinde olması
    hasebiyle kendi bütününü oluşturan parçalar olarak bütün yönleriyle kendine ve kainata/varlığa dönük olduğu gibi, kainat da/varlık da ona dönüktür.

    Çünkü evren üzerine bu kadar soru soran, kainatı bu kadar araştıran, kendisini ve varlığı bu kadar
    sorgulayan bir başka canlı türüne rastlanmış değil…

    neredeyse evrene paralel bir yapı görüntüsü veren bu her şeyle ilişkili olma hali, paralelin diğer yönü olan kainattaki unsurların bütün zıtlıkları ve ahenkleriyle insanda da varolmasının gerekliliğini düşündürmüştür.

    yani kainatta her ne var ise ya aynen ve bizzat ya da faslen ve dolaylı olarak insanda da vardır.

    İnsan dışındaki diğer canlılarda görülmeyen bu durum insanın mahiyeti için ilk ve en önemli ipucunu bizlere sunmuş oluyor.

    İşte bu ipucu akıllara insanı "küçük kainat" olarak gösterdiği gibi, kainatı da "büyük insan" olarak görmek durumunda bırakmıştır.

    İnsan üzerine yürütülecek fikirler, söylenecek sözler bu hakikati görmezden gelerek hiçbir sonuca varamayacaklardır ya da vardıkları yer sağlıklı bir sonuç değil, kısır döngüden başka bir şey
    olmayacaktır.

    İnsanın kendisiyle ve kainatla olan doğrudan ve dolaylı ilişkileri gözönüne alınınca ve bunun yanına tabiattaki diğer canlıların bilinen özelliklerini de ekleyince insanın mahiyeti hakkında birkaç sonuca varabiliriz;

    (b: 1) İnsan her şeyden önce başıboş değildir…)
    Çünkü, en temel insani özelliklerden olan aklın afaka, dışarıya mesela tabiata veya evrene yönelmesiyle ilk karşılacağı durum ve anlayacağı şey bir nizam ve intizam halidir.

    kainatta var olan bu nizam ve intizam, kâinatın bir kanun altında iş gördüğüne işaret eder.

    o halde bir kanun koyucu var ve her şey o kanun koyucunun irade ettiği kanunlara itaat ederek iş görüyor. ya değilse nizam ve intizama rastlanmayacaktı.

    o halde madem ki evrene hakim bir düzen var, kainata hakim bir kanun evrensel işleyişi çekip çeviriyor, insan da kainatın dışında bir şey olmadığına göre kainata hakim olan kendisindede hakim olsa gerek.

    (b: 2) nizam ve İntizama tebaiyet insan için iradidir… )
    başka canlılarda görülmeyen bu durum insanın irade sahibi oluşunun onu diğer canlılardan ayıran en temel özelliklerden olduğuna delalet eder.
    ancak şu da açıktır ki insan bu irade gücünü kendisi kazanıp elde etmiş değildir, o halde o irade kuvveti ona
    verilmiş, bahşedilmiş demektir.

    o halde irade, birinci maddedeki nizam ve intizama göre işletilmeli, ihtiyar, bu minval üzre kullanılmalıdır.

    peki bu nasıl olacak? İrade ve ihtiyar insana dışarıdan verili bir şey ise ve kainatta hakim olan nizam ve intizamın sahibi insanı başıboş bırakmamış ise, insana irade ve ihtiyarı bahşedenin o irade ve ihtiyarı nerelere ve nasıl sarfedeceğini de bildirmiş olması gerekir.

    Çünkü kainattaki nizam ve intizamın gereği olan hikmet bunu gerektirir.

    o halde bu bildirimlerin aracı kurumu olarak nübüvvet, bütün teorik tartışmaların dışında ve üstünde, insanlık için en temel müessesedir.

    (İşte, insaniyetin mahiyetini kavramak adına bir müracaat mercii, bir hüccet makamı bulmuş olduk. nübüvvet müessesesinin nuranî zatları bu konuda ne demişse o! Çünkü tarih şahittir ve halen bu canlı şahitliğine
    devam etmektedir ki; nebilerin beyanları istikametinde ele alındığında insanın ve insanlıkla alakalı bütün sorunların üstesinden gelinmiş, ancak nübüvvete aykırı giden ve sui ihtiyar ile kendine ayrı bir varlık alanı
    belirlemeye çalışmış beşerî hikmetin/felsefenin dairesi ise İnsan ve İnsanlık adına hiçbir sorunu çözmediği gibi insanlığa süslü vaatlerden başka bir şey de sunamamıştır.)

    nübüvvet müessesesi sahipleri olan peygamberlerin, insanın mahiyeti ve hakikati hakkında aktardıkları beyanlar ve hassaten bu zincirin son halkası olan, her hali ve tavrı ile nübüvvet müessesesinin hakikatine delalet eden, kur an ı kerim ile de beyanlarının hak ve hakikat olduğunu isbat eden resul-ü ekrem
    efendimiz aleyhissalâtüvesselam ın mahz-ı hakikat olan beyanlarının bir derlemesi şu şekilde yapılabilir;

    İnsan, şu kainat ağacının en son ve en kapsamlı meyvesidir,
    muhammedî hakikat cihetiyle yine aynı ağacının en esaslı çekirdeğidir,
    kainat kitabının en büyük cümlesidir,
    kainat sarayının ikramlara mazhar kılınmış ek kıymetli misafiridir,
    bu kainat sarayının diğer konukları üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi tanınmış en faal memurudur,
    pek çok fen ve sanatlarla donatılmış en gürültülü ve sorumlu bekçisidir,
    kainat ülkesinin yeryüzü memleketinde ezel ve ebed padişahının dikkatli bir müfettişi bir halifesidir,
    küçük büyük bütün hareketleri kayıt altına alınan bir mutasarrıfıdır,
    varlığın varedilişindeki hikmetin sırrını içeren en büyük emanetin taşıyıcısıdır,

    evet, bu kadar önemli, bu kadar ciddi ve bu kadar büyük bir varlıktır insan…

    ancak bu ehemmiyetin, ciddiyetin ve büyüklüğün bir bedeli de olacaktır…

    İşte, aynı zamanda İnsan, Önünde iki yol duran, ve irade ve ihtiyarıyla, bu iki yoldan hangisini seçtiğine bakılarak canlıların hem en bedbahtı ve hem de en bahtiyarı olmaya adaydır,

    oldukça geniş bir ubudiyetle mükellef kılınmış küllî bir kuldur,

    bu kainatın sultanının İsm-i azamına mazhar ve bütün isimlerini yansıtan bir aynası ve o nun hitabına muhatab bir has varlıktır, (bu ne büyük bir nimet ve ne büyük bir risktir!)

    hem insan, evrendeki bütün canlılar içinde ihtiyacı en fazla olandır, bunca kuvvetli ve kudretli görünmesine
    rağmen, sonsuz fakirliği ve güçsüzlüğüyle beraber sınırsız maksatları, arzuları olan ve yine bunlara mukabil düşmanları da pek kuvvetli ve sayısız olan bir biçaredir…

    ancak istidat bakımından da bütün varlık türlerinin en zengini kılınmıştır, yaşamak zevkiyle birlikte yaşamak zevkini tattığı için en elemli hallere de düçar kılınmıştır,
    sonsuza yönelen ve sonsuza iştiyak duyan ve sonsuzluğa muhtac olan ve sonsuzluğun
    sonsuzluğuna en layık bulunan ve bunun için yalvaran, dünyalar verilse sonsuzluk arzusunu tatmin edilemez bir varlık,

    ve nihayet kendisine sonsuz ihsanlarda bulunan zat ı düşkünlük derecesinde seven ve o nu sevdiren ve o nun tarafından sevilen çok harika bir kudret mucizesi…

    İşte böyle bir acûbe-i hilkât…

    acaba hiç mümkün müdür ki bu kıymetteki insan, bütün müteal değerlerinden ve ulvi niteliklerinden tecrit edilerek sırf bu dünyaya hasredilsin ve bu dünya hayatı içinde değerlendirilsin…
    o na tevdi edilmiş emanetlerin hesabı sorulmasın, yapıp ettikleri kayıt altına alınıp yarın önüne serilmesin ve
    zerre miktar hayrı ve hasenesi de, zerre miktar şerri ve kubhu da karşılık bulmasın…

    o halde hiç akıl kârı mıdır ki insan bunları bile bile kendisinde câmi bütün istidatlarını sırf bu dünyaya hasretsin…

    ve hiç maslahat ve insaniyetin hakikatine sığar mı ki bu insan, varlık alemindeki sonradanlığını unutup, yani melekutta mahfuz mülkte esamesiz ve evrendeki kendisinin henüz yaratılmadığı dönemleri hatırından çıkarıp, varlık alemine sonradan katıldığı gerçeğini görmezden gelerek, henüz ismi bile anılmadığı
    o demleri yok sayarak kendi benliğini varlığın merkezine koysun ve kainatın sultanına özgürlük çığırtkanlıklarıyla başkaldırıp asi olsun… malik-ül mülk e sadakat beyanı ve ubudiyet azmi insaniyetin muktazidir.

    demek, İnsanın aslî vazifesi, kainat çapındaki nizam ve intizama tam bir uyumluluk kastıyla,
    iradesini kainat ın sahibinin muradına sarfetmek ve iman ve ubudiyet ile o nun rızasına yönelmekten başka bir şey değildir.

    İnsan üzerine teoriler üzerine teoriler geliştiren, bu teorilerden hareketle insanı ve toplumu mühendis mekteplerine döndüren, insanın gerçekliği hakkında süslü püslü söylemlerde bulunan ve bunları yegane
    gerçeklik diye satan, dünyayı bu gerçeklik yanılsamaları üzerine bina etmeye kalkışan fikir bezirganlarının bu hakikatleri bir gün eninde sonunda idrak edeceğine şüphemiz yok.

    ama görünen o ki onları bu hakikatlerle bire bir tanıştırmak için fazla vakit de yok…
    #2306 kaylûle | 10 yıl önce
     
  6. 6
    (bkz: hazret i insan)
    #2311 cem sultan | 10 yıl önce
     
  7. 7
    nisyanla malül olan. aynı zamanda allah'ın dünyadaki halifesi.
    #2322 tek olanin ilki | 10 yıl önce
     
  8. 8
    insan; düşünen bir hayvandır. *
    #2350 o-bu-su | 10 yıl önce
     
  9. 9
    islami zaviyeden; alay ı illiyyin ile belhum adal arasında mekik dokuyan mahluk.
    aydınlamacı/batıcı düşünce zaviyesinden; hümanist söylemle tanrılaştırılmış, darwinist söylemle hayvana eş kılınmış yiyen,üreyen,düşünen varlık.
    #11369 bi-karar | 10 yıl önce
     
  10. 10
    su misali kıvrım kıvrım akan,
    kanatsız kuş misali olan,
    dar'ı gördüğünde şaşan,

    eşrefi mahluk...
     
  11. 11
    (bkz: insan yayınları)
    #11464 cenkcihad | 10 yıl önce
     
  12. 12
    üç çeşide ayrılabilen canlı.
    şöyle ki:
    1- ekmek gibi olanları, her gün ihtiyaç duyarsın.
    2- ilaç gibi olanları, lazım olduğunda ihtiyaç duyarsın.
    3- mikrop gibi olanları vardır; aramana gerek yoktur, çünkü o gelip seni bulur.

    (anonim)*
    #18397 ebu tarik el aziz | 10 yıl önce
     
  13. 13


    --alinti--

    İnsanlar ikiye ayrılır: 1- ne yaparsa yapsın sevdiklerin 2- ne yaparsa yapsın sevmediklerin.

    --alinti--

    #30416 seckin | 10 yıl önce
     
  14. 14


    --alinti--

    insan, ne yaman bir yapı!
    akıl gücüyle ne soylu bir varlık!
    düşünme yetenekleri ne sonsuz!
    duruşu, kımıldanışı ne anlamlı,
    ne güzel!
    ne melekçe davranışları...
    ne tanrıca kavrayışları var!
    evrenin gözbebeği insan...
    hayvanların baş tacı!
    ama benim için nedir insan...
    bu özü toprak olan yaratık

    hamlet

    --alinti--

    #38546 cem sultan | 10 yıl önce
     
  15. 15
    tahammülsüz, hırslı, sabırsız, aceleci yaratılmıştır.
    #41493 ahibaba | 10 yıl önce
     
  16. 16
    ahsen-i takvim üzere yaratılan canlı.
    #42387 fenafillah | 10 yıl önce
     
  17. 17
    kelime olarak en güzel kullanıldığı şiirlerden biri necip fazıl'ın sakarya destanı'dır.


    --alinti--
    İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
    hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

    yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
    ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.
    ...................
    İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
    bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

    geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
    siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

    kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
    bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!
    .................


    --alinti--

    #42394 murakabe kalemi | 10 yıl önce
     
  18. 18
    (b: adiyat 6- hiç şüphesiz insan, rabbine karşı nankördür.
    7- ve gerçekten, kendisi de buna şahiddir.) mevsim kıştır, o yaz ister; cebinde üç lirası vardır ve bu onun için yeterlidir, o beş liram olsun der; lakin rabbi için zaman ayırmaz ve ne kadar nankörüz diye de hayıflanır.
    #42405 furkann | 10 yıl önce
     
  19. 19
    eşrefi mahlukat.
     
  20. 20
    yer yüzünde kendisini ifade edebilen tek varlık. elindeki, iradesindeki ve yüreğindeki hazinenin farkında olmayan dolayısıyla zenginlik içinde fakirlik yaşayan tek varlık. nefsinin kendisine güzel gösterdiği ancak lezzetinin bir kaç dakika ile sınırlı olduğunun kendisinin de adı gibi bildiği haramaların bataklığından kendisini bir türlü kurtarmak istemeyen tek varlık.
     
  21. 21
    40 yıl sırtında taşıyıp, bir kere sırtlamadığın zaman düşman kesilebilen canlı.
    #48632 ebu tarik el aziz | 10 yıl önce
     
  22. 22
    iman ile gerçek değerine ulaşabilen varlıktır.
    #48644 razumihin | 10 yıl önce
     
  23. 23
    doğumdan ergenliğe kadar ki zaman zarfında mahlası la ilahe illallah olan; ergenlikten sonra ki zaman mefhumunda (b: muhammed rasullullah) olması halinde...
    ve bu yüce cümlenin hakkını ve hukukunu koruması halinde (b: adn cenneti) nin kendisine rabbinden vaat olan iki ayaklı ve irade sahibi canlı.
    #48651 ebu tarik el aziz | 10 yıl önce
     
  24. 24
    (bkz: insan bir yolcudur)
    #50605 yettim gayri | 10 yıl önce
     
  25. 25
    ana rahminden başlayan ve kara toprakta biten seyahatin baş aktörü.
    #50612 ebu tarik el aziz | 10 yıl önce