kur an ı kerim

  1. 1
    furkandır.
    #63 bilgekralaliya | 11 yıl önce
     
  2. 2
    kitab-ı ekber..dinimizin anayasalaştığı kitaptır...
    #7899 alixandro87 | 11 yıl önce
     
  3. 3
    peygamberimizin en büyük mucizesidir.
    #13689 imzasiz yorum | 10 yıl önce
     
  4. 4
    (b: şu kitâb-ı kebîr-i kâinâtın bir tercüme-i ezeliyesi.)
    evet, kainat, okunmayı, anlaşılmayı bekleyen büyük bir kitaptır ve kur ân, şu büyük kainat kitabının ezeli bir tercümesidir. evrenin, mikroalemlerden makroalemlere, atom altı parçacıklarından en bilinmez
    galaksilerine kadar bütün parçalarında, kainat kitabının harf harf, cümle cümle ifade ettiği en öncül hakikatleri, aklı ve kalbi aynı anda tatmin edecek derecede ifade ve izah ve isbat eden başka bir kitaba, başka bir merkez metne, başka bir ifade sistematiğine, başka bir beyan dinamiğine rastlanmamıştır, rastlamak da mümkün değildir.

    (b: ... ve âyât-ı tekvîniyeyi okuyan mütenevvi dillerinin tercümân-ı ebedîsi.. )
    evet, kainat kitabı yazıldığı andan itibaren o kitaptaki ayetleri okuyan çeşitli dillerin, yani o kitabı ayet ayet, parça parça okuyan-okutan kitabın bizzat kendi ayetlerinin, kainat çapındaki oluş ve bozuluşların, birleşme ve dağılmaların, kimyevi reaksiyonlardan fiziksel tepkimelere kadar, perde önüne gelip görünmelerin, perde arkasında gizlenmelerin, yani kainatın kendi dilinin ebedi bir tercümanıdır, ebede kadar varlığı her boyutuyla açıklamaya ve beyan etmeye devam edecektir.

    (b: ...ve şu âlem-i gayb ve şehâdet kitâbının müfessiri..)
    gayb ve şehadet alemlerinin, görünen ve görünmeyen varlık kategorilerinin, bilinen ve bilinmeyen evren mekanizmalarının, sezilen ve sezilemeyen kainat sayfalarının, insan idrakinin kuşattığı ve kuşatamadığı bütün anlayış çerçevelerinin, kainat kitabının anlaşılan ve anlaşılamayan bütün bölümlerinin en mükemmel açıklayıcısı, olan biten her şeyin en üst perdeden izah edicisi, en kutlu müfessiridir, diğer tefsirler, diğer izahlar, kainatı veya varlığı anlamlandırmaya çalışan diğer ifade sistematikleri, o müfessirin beyanlarına uygunluğu ölçüsünde bir değer arz ederler.

    (b: ...ve zeminde ve gökte gizli esmâ-i İlâhiyenin ma nevî hazînelerinin keşşâfı.. )
    kainat kitabının alfabesi olan esma ül hüsna nın hazinelerinin bir define haritasıdır, kainat kitabının hangi bölümünde hangi ilahi ismin hazinesinin bulunduğunu keşfeder ve gösterir. kainattaki ölüm olgusuna bakınca el mümît ismini, hayatın bizzat kendisine bakınca el hayy ismini, kainat çapındaki beslenmelere, yiyip içmelere, nimetlendirilmelere, rızıklandırılmalara bakınca er rezzak ismini ve hakeza hangi olayda, hangi olguda, kitabın hangi sayfasında, hangi bölümünde hangi ismin tecellisinin olduğunu apaçık bir şekilde gösterir. yani, herhangi bir olayda allah ın yaratıcılığının hangi yönünden okunması gerektiğinin yöntemini verir, akıl ve kalplerin o hazineden istifade etmesini sağlar.

    (b: ...ve sütûr-ı hâdisâtın altında muzmer hakaikın miftâhı.. )
    hadiselerin satırlarının altındaki, olayların ötesindeki, perde arkasındaki gizli hakikatlerin anahtarıdır. her olayı nasıl ve neye göre değerlendirmemiz gerektiğinin biricik ölçüsüdür.

    (b: ve âlem-i şehâdette âlem-i gaybın lisânı..)
    görünenler, duyulanlar, algılanabilenler dünyasında yaşayan bizler için, gayb alemlerinin dilidir, gayb alemleri ile şehadet alemi denilen şu görünenler dünyası arasındaki irtibatın tek merciidir.

    (b: ...ve şu âlem perdesi arkasında olan ve âlem-i gayb cihetinden gelen iltifâtât-ı ebediye-i rahmâniye ve hitâbât-ı ezeliye-i sübhâniyenin hazînesi.. )
    evet, şu kainat perdesinin görünen yüzünün arkasında olan ve gayb alemleri yönünden gelen ebedi ve rahmani iltifatların, lütufların ve her türlü noksan sıfattan münezzeh olan sübhan ın ezeli bir hitabıdır, ezelidir çünkü kendi sıfatı olan kelam sıfatından gelmektedir.

    (b: ...ve İslâmiyet âlem-i ma nevîsinin güneşi, temeli, hendesesi..)
    islamiyet denilen manevi alemin güneşidir, temelidir, o alemin geometrisi, yapı planıdır.

    (b: ...ve âlem-i uhrevînin mukaddes harîtası..)
    evet, manevi alemlerin tertemiz haritasıdır, o alemlerin ne ifade ettiğini, ne demek olduğunu, o alemlerin yollarını gösterir, açıklar, bildirir.

    (b: ...zât ve sıfât ve esmâ ve şuûn-ı İlâhiyenin kavl-i şârihi, tefsîr-i vâzıhı, bürhân-ı katı ı, tercümân-ı sâtı ı..)
    evet, cenab-ı hakk ın zatının, sıfatlarının, isimlerinin ve zatına layık, aklın ihata edemeyeceği durumlarının açıklayıcısıdır, apaçık bir tefsiridir, kesin kanıtıdır ve geniş bir tercümanıdır. insanın aklının ve kalbinin en çok meftun olduğu, en çok aradığı asıl sahibinin kim olduğunu bildirir, adrese teslim açıklamalarda bulunur.

    (b: ...ve şu âlem-i insâniyetin mürebbîsi.. )
    evet, insanlık aleminin terbiyecisidir. insanı en iyi bilen, insanı yaratan olacağı için, insanın dünyadaki asıl vazifesini bildiren de o olacağından, eğitim, terbiye, yönlendirme, gelişme gibi temel insani olguların da asıl merkez durağı kur ân-ı kerim dir. kur ân, diğer açıklama ve uygulama sistemleri gibi, * insanın belli bir yönünü esas alıp diğer yönlerini görmezden gelmez. insanı bütün yönleriyle ve teklik halindeki bir bütün olarak ele alır ve insanın kendisini kendisine tarif ederek neyi nasıl yapacağını ilkeler ve ipuçları bazında en güzel şekliyle açıklar.

    (b: ...ve insâniyet-i kübrâ olan İslâmiyet in mâ ve ziyâsı..)
    evet, en büyük insanlık seviyesi olan ve ancak kendisine teslim olmakla hakiki insan olunabilecek islamiyet in suyu ve ışığıdır. kur ân, öyle bir kitaptır ki, kendisinden islamiyet adındaki hak din, ekmel din, hakiki insaniyetin kıstası çıkmıştır.

    (b: ...ve nev -i beşerin hikmet-i hakikiyesi.. )
    evet, kainattaki canlı türleri içinde bir tür olan beşer adı da verilen ve beşer adı verilmekle en olumsuz yanlarına vurgu yapılan insanın, hakiki hikmetidir. insanın kayıp hikmetini bulabileceği yegane başvuru kaynağıdır.

    (b: ve insâniyeti saâdete sevk eden hakiki mürşidi ve hâdîsi..)
    evet, insaniyeti saadete sevkeden hakiki yol göstericisi ve hidayete erdiricisidir, ki, kendisine hakiki tabi olan bireylerin ve toplumların tarih boyu gösterdikleri saadet nümuneleri bunun en açık delilidir.

    (b: ...ve insana hem bir kitâb-ı şeriat, hem bir kitâb-ı hikmet, hem bir kitâb-ı duâ, hem bir kitâb-ı ubûdiyet, hem bir kitâb-ı emir ve da vet, hem bir kitâb-ı zikir, hem bir kitâb-ı fikirdir. hem insanın bütün hâcât-ı ma neviyesine merci olacak çok kitabları tazammun eden tek ve câmi bir kitâb-ı mukaddes tir. )
    evet, insanlık için hem bir şeriat/hukuk kitabı, hem bir hikmet kitabı, hem bir dua kitabı, hem bir ibadet haritası gibi bir kitap, hem bir emir ve davet kitabı, hem bir zikir kitabı, hem bir fikir kitabıdır. hem de insanın bütün manevi ihtiyaçlarını karşılaması için başvuracağı onlarca kitap ve fikir sistematiğini de içine alan tek ve en kapsamlı bir mukaddes kitaptır.

    (b: ...hem bütün evliyâ ve sıddîkinin ve urefâ ve muhakkıkinin muhtelif meşreblerine ve ayrı ayrı mesleklerine ve her birindeki meşrebin mezâkına lâyık ve o meşrebi tenvîr edecek ve her bir mesleğin mesâkına muvâfık ve onu tasvîr edecek birer risâle ibrâz eden mukaddes bir kütübhâne hükmünde bir kitâb-ı semâvî dir.)
    evet, aynı zamanda bütün evliya ve sıddıkların, ve ariflerin ve tahkik * ehlinin, kendi içlerinde değişiklik gösteren çeşitli meşreplerine, ayrı mesleklerine ve her birindeki ayrı yöntemlerin özel tatlarına layık ve o meşrebi nurlandıracak ve her bir mesleğin yönlendirdiği yere uygun ve onu resmedecek birer mesaj sunan mukaddes bir kütüphane hükmünde bir semavi kitaptır. öyle bir kitaptır ki, içinden çok ilimler çıkar, kendi etrafında kümelenen talebelerinin her birini adeta bir ilim dalının başında reis ve üstat etmiştir.

    (b: kur ân, bütün âlemlerin rabbi i tibâriyle allah ın kelâmıdır.)
    evet, şu veya buranın değil, sonsuzluğun bütün anlaşılmazlığıyla birlikte bütün alemlerin rabbi olan allah ın kelamı, o nun konuşması, o nun beyanı, o nun açıklaması, o nun dili, o nun ifadesidir. bu itibarla, her zamanın ve her zeminin, bütün zaman ve mekan periyotlarının bütününün yegane beyan kaynağıdır ve geçmişten bugüne bütün açıklama sistematikleri hiyerarşisinin hem madden hem manen en tepesinde bulunur.

    (b: hem bütün mevcûdâtın İlâhı ünvânıyla allah ın fermânıdır. )
    evet, bütün varlığın, var olan her şeyin ilahı ünvanıyla, allah ın fermanıdır, demek ki kurân ın hitabı, her şeyin sahibinin her şey adına fermanıdır.

    (b: hem bütün semâvât ve arzın hâlıkı nâmına bir hitabdır.)
    evet, bütün gökler ve yerin yaratıcısı namına bir hitaptır. demek ki kuran ın hitabı, göklerin ve yerin sahibinin gök-yer ve arasındakilere hitabıdır.

    (b: hem rubûbiyet-i mutlaka cihetinden gelen bir mükâlemedir.)
    mutlak rububiyet, mutlak yönlendiricilik, mutlak terbiye edicilik açısından bir konuşmadır. genel çerçeve ve ilkeler bazında kur ân ın dilsel ve beyan manasında yönlendiriciliği, terbiye ediliciliği mutlaktır ve mutlak olana yöneliktir.

    (b: hem saltanat-ı âmme-i sübhâniye hesâbına bir hutbe-i ezeliyedir.)
    evet, her türlü noksanlıktan uzak, umumi bir saltanat hesabına ezeli bir hutbedir. katıysız, sınırsız, şartsız bir hutbe, öyle keskin ve kesin bir hitaptır.

    (b: hem rahmet-i vâsia-i muhîta nokta-i nazarından bir defter-i iltifâtât-ı rahmânidir. )
    evet, her şeyi kapsayan en geniş rahmet açısından, rahmani lütufların ve lütuflandırmaların bir defteridir.

    (b: hem ulûhiyetin azameti haysiyetiyle, başlarında bazen şifreler bulunan bir muhâbere mecmûasıdır.)
    bütün ilahi sıfatlar kendisinde toplanan uluhiyetin azameti bakımından başlarında bazen elif-lami-mim, elif-lam-ra, ya-sin, ha-mim gibi şifrelerin bulunduğu bir haberleşme aracıdır ki, uluhiyetin azametini uzaktan da olsa kavratacak ibarelere ve ifadelere sahiptir. elbette ki makam sahibi bir sultan, her kesimle aynı dilden konuşmaz, sultanlar sultanı da her kuluyla aynı seviyeden konuşmayacaktır. üst perdeden mesajlarını, üst derecenin sahibi kullarıyla, hassaten peygamberleriyle ve mutlaka peygamberler peygamberi (s.a.v.) ile konuşacaktır ki, huruf u mukattaa da o tarzdan bir konuşmadır.

    (b: hem İsm-i a zam ın muhîtinden nüzûl ile arş-ı a zam ın bütün muhâtına bakan ve teftîş eden hikmetfeşân bir kitâb-ı mukaddes tir. ve şu sırdandır ki, kelâmullah ünvânı kemâl-i liyâkatle kur ân a verilmiştir ve dâimâ da veriliyor.)
    evet, cenab-ı hakk ın en büyük isminin makamından tenzil edilerek, indirilerek, arş-ı azam tabir edilen allah ın katının her yönüne bakan ve varlık alemlerini teftiş eden hikmet kaynağı bir temiz kitaptır ki, allah kelamı ünvanı, tam bir liyakatle kur ân a verilmiştir ve başka bir kitap bu isme layık olamaz ve olamamış.

    (b: ...kur ân, asırları muhtelif bütün enbiyânın kütüblerini ve meşrebleri muhtelif bütün evliyânın risâlelerini ve meslekleri muhtelif bütün asfiyânın eserlerini icmâlen tazammun eden ve cihât-ı sittesi parlak ve evhâm u şübehâtın zulümâtından musaffâ ve nokta-i istinâdı, bi l-yakin vahy-i semâvî ve kelâm-ı ezelî.. ve hedefi ve gayesi, bi l-müşâhede saâdet-i ebediye.. içi, bi l-bedâhe hâlis hidâyet.. üstü, bi z-zarûre envâr-ı îman.. altı, bi-ilme l-yakin delil ve bürhan.. sağı, bi t-tecrübe teslîm-i kalb ve vicdan.. solu, bi-ayne l-yakin teslîm-i akıl ve iz an.. meyvesi, bi-hakka l-yakin rahmet-i rahmân ve dâr-ı cinân.. makamı ve revâcı, bi l-hadsi s-sâdık makbûl-i melek ve ins ü cân bir kitâb-ı semâvî dir.)

    evet, kur ân, farklı zamanların bütün peygamberlerinin kitaplarını ve yöntemleri çeşitli bütün evliyaların beyanlarını, ifadelerini, ve meslekleri-üst yöntem alanları farklı bütün asfiyaların * eserlerini kendisinden çıkartan adeta tabiri caizse bir zip dosyası gibidir, onların bütün ifadelerini ve ifade etmeye çalıştıklarını, bir tohum halinde kendinde saklar.

    ve yine kur ân, 6 yönü itibariyle parlak ve vehimlerden-şüphelerden temiz ve dayanağı semavi vahiy ve ezeli kelam ve hedefi-gayesi sonsuz bir saadet, içi apaçık tertemiz hidayet, üstü imanın nurları, altı delil ve bürhan, sağ tarafı kalp ve vicdan teslimiyeti, sol tarafı akıl ve anlayış teslimiyeti, meyvesi rahman ın rahmeti ve iki cihan saadeti, insanı ulaştırdığı makam melekiyet mertebesi olan bir semavi kitaptır.
    #13882 kaylûle | 10 yıl önce
     
  5. 5
    kur-an'ı kerim hakkında ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler için:

    (bkz: kur an ı kerim fihristi )
     
  6. 6
    (bkz: kur an ın maksadı )
     
  7. 7
    (b: kur-an ı kerim de müstehcen ayetler var mı?)

    (b: cevap:)

    kur-an ı kerim de müstehcen ayetlerin olduğu iddiası; nebe suresi 33. ayetini yanlış bir biçimde: "göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar" olarak çevirilmesinden kaynaklanan ciddi bir yanılgıdır.

    bazen arap dilini ve arapça kelimelerin terminolojisini bilmemekten, bazan de kasıtlı olarak "salağa yatmaktan" ileri gelen, nebe suresi 33. ayete ilintilenmeye çalışılan yanlış kelime çevirisi.

    öncelikle, verilen nebe suresi 33. ayetin orjinali "ve kevâibe etrâbâ" dir. (arapça okunuşu)

    burada geçen "kevâib" yüksek, yüce, kaliteli, değerli, gözalıcı anlamına gelen "ka b" kökünden gelmektedir. ancak, tarihsel süreçte bu kavram, "ka be" gibi "kübik", "ka beyn" gibi dairevi cisimler için de kullanılmaya başlamıştır. dolayısıyla 1400 yıl önce kullanılan anlamını yitirmiş ve maalesef mütercimler tarafından günümüz anlamıyla çevrilmiştir. dolayısıyla bu yönüyle "göğüs" çevirisi hatalıdır. doğrusu "gözalıcı" dır.

    ayrıca önemli bir bilgi daha vermek isterim ki; dünya üzerindeki dillerin bir çoğunda eril yani müzekker ve dişil yani müennes ifadeler yoktur. ancak ingilizce de var olduğu gibi, arapça da da eril ve dişil ifadeler vardır. ve ne gariptir ki, konumuz olan ayette geçen kelime dişil olmadığı gibi, tek bir cinse de kesinlikle hamledilemez. ayrıca kullanım şekli yönüyle, her iki cinsi de kapsamaktadır. dolayısıyla bu yönüyle de "göğüs ve kız" çevirisi hatalıdır. bu yönüyle de "gözalıcı" anlamı doğru olan çeviridir.

    ikinci kavram olan "etrâb" kavramı ise, anlamı tarihsel süreçte değişmeden, günümüze kadar ulaşmış "tam denk, dengi dengine" anlamında bir kelimedir.

    dolayısıyla nebe suresi 33. ayetin doğru tercümesi şu şekildedir: "dengi dengine gözalıcı eşler"

    arapça bir dildir ve her dilin kendine özgü özellikleri vardır. ve hiç bir dil başka bir dile "motamot" yani kelime kelime tam olarak çevrilemez. bu sebeple mealler değil tefsirler daha sağlıklıdır. çünkü kelimelerin kökenlerini ve kullanılış şekillerini de vererek sağlıklı sonuçlar çıkarır. tabi tefsir meselesinde de işinin ehli insanların bu işi yapması gerekmektedir. o sebeple her tefsir tam doğrudur demiyoruz. güvenilir tefsirler ve "gerekçeli" mealler vardır.

    ayrıca müsadenizle bir konuya daha değinmek istiyorum.

    islâm hakkında önyargılı olan bazı kimseler, islâm ı, "bedeni zevklerle dolu bir cennet" vadetmekle eleştirmektedirler. oysa islâm, insanı, allah ın ona verdiği "temel fıtratı" içinde ele alır. insan ne sadece bir ruh, ne sadece bir nefis, ne de sadece bir bedendir. o, bütün bunlardan müteşekkil olduğu için, islâm bunların her biri için kaideler getirmiş ve bunlara uymanın karşılığında cennet te mükafatlar vadetmiştir. bunda ne şaşılacak ne de ayıplanacak bir durum yoktur.
     
  8. 8
    (b: kur-an ı kerim de kadın aşağılanmakta mıdır?)

    yapılan çeviri hatalarından ötürü ortaya çıkan yanılgıdır.

    en basit örnek: "kadının dövülmesi emrediliyor" diye yaygara yapılan ayette* yer alan "darebe" kelimesinin "uzaklaştırma / ayrılma (boşanma)" anlamına da geldiği gerçeğidir!

    peygamber efendimizin hanımlarına el kaldırmadığı da tarihi bir gerçek!

    konunun daha iyi anlaşılması için kuran meallerinin güvenilirliği:

    kur an-ı kerim çevirilerinde, gerek mütercim için, gerekse okuyucu için çok önemli olan bir husus vardır.

    çeviri yapılırken ya da okunurken, "kelime kökünün anlamına göre çeviri" ya da "kelimenin güncel anlamına göre çeviri" tercihlerinden herhangi birini seçilmesi (-ki bu kısım mütercimi ilgilendirir) ya da seçilmiş olması (-ki bu kısım da okuyucuyu ilgilendirir) konusunda şu husuları göz önünde bulundurmalıyız:

    dil, yaşayan ve bazen körelen ve bazen de gelişen bir yapı gösterir.

    bu yönüyle örneğin: "kâfir" kelimesi "kök anlam" olarak "çiftçi" anlamındayken, hiçbir mekkeli "niye senin kur an ın bize çiftçi diyor" eleştirisinde bulunmamıştır.

    yani vahiyde, yaşayan dil ve işaret edilen anlam, kök anlamlılığa tercih edilmiştir.

    benzer bir durumu "millet" ve "takıyye" gibi kavramlarda da görüyoruz.

    bunlarda ise kur an da olumlu anlamda kullanım varken, günümüzde olumsuz yönde bir anlam kayması var.

    günümüzde, "millet" kavramını kullananlar, kök anlamıyla kullanmadıkları için, biz de onların kastının kur an da geçen anlamıyla millet olmadığını biliyoruz.

    bu durum bizlere, yapılmış olan tercümeleri okurken sözcük bazında hataların olabileceğini bu durumda "ayetlerin, sözcüklerden; surelerin, ayetlerden oluştuğunun" farkında olarak ve her bir ayetin, kendinden önceki ve sonraki ayetle bağıntılı ya da bağlantılı olabileceğini akıldan çıkarmayarak; ayrıca altı bin küsür ayetin içinde, aynı konunun farklı yönlerini ele alan, benzer konulu ayetlerin var olduğunu ve bu ayetlerin bir araya getirilerek ancak hüküm çıkarılabileceğini unutmayarak tercümeler okunmalıdır.

    farklı mütercimlerin onlarca tercümesi okunabileceği gibi, işinin ehli mütercimlerden bir ikisi de tercih edilebilir.

    hata yapılabilme riski noktasında, meal ve tefsirler hemen hemen aynı konumdadırlar.

    ancak tefsirlerin, meallere göre daha açıklayıcı oldukları; özellikle gerekçeli meal-tefsirlerin tercih edilmesinin, okuyucuya daha sağlıklı bilgiye yaklaştıracağını bilmeliyiz.

     
  9. 9
    (b: müttakiler için hidayet kaynağıdır!)

    allah ın, bakara suresi 2. ayette söylediği, uyarı niteliğinde olan bu kutlu sözü iyi kavramak gerekmektedir.

    burada hidayet kavramını iyi anlamak gerekmektedir.

    zirâ kur-an tüm insanlığa hitaptır ve hem bir uyarıcı, hemde bir müjdeleyicidir.

    (b: ancak yalnızca müttakilere hidayettir.)

    bu şu demektir: "kur-an ı herkes okuyabilir, anlayabilir ya da ezberleyebilir. bu sıralanan özellikler tüm insanlar için geçerlidir.

    fakat iş hidayet meselesine gelince: (b: kur-an, ancak kendilerini düzeltmek isteyenlere kucak açar!")

    burada, istemek en önemli unsurdur!

    sanırım, imam hatipte ya da ilahiyatta okuyupta, öğrendiklerine muhalif yaşayanların, nedenini şimdi daha iyi anladık.

    ayrıca çevremizde; hafız, hoca, imam vs diyerek vasıflandırdığımız insanların, kendi iç dünyalarında yaşadıkları ve bizlerin de maalesef şahit olduğumuz, bilgi/yaşantı handikaplarının ve söz/yaşantı çelişkilerinin sebebini de daha iyi anlamış olduk.

    madem anladık, o halde islam ı müntesipleriyle değerlendirme hatasına düşmekten vazgeçmeliyiz!
     
  10. 10
    (bkz: kur an ı kerim in değiştirilememesinin sebepleri )
     
  11. 11
    (b: kendisinden hüküm çıkarmanın belirli şartlara bağlı olduğu hüküm kitabıdır!)

    şöyle ki;

    kur-an ı kerim i gönderen allah, kur-an ın içeriğini konu konu ayırmamıştır! bu, (b: allah ın tercih ettiği) bir eğitim yöntemidir!

    bu sebeple, biraz olsun beyin fakültelerini çalıştırmayı bilen insan, (b: kur an-ı bir bütün olarak ele alır.)

    birbiri ile içerik ve anlam benzeşmesi olan ayetleri bir bütün olarak değerlendirir.

    böylece, kur-an ın kendi kendisini açıklayan bir yönünün olduğunu farkeder.

    ayrıca, (b: allah resulü nün, kur-an ı kerim in ilk müfessiri olduğunu unutmaz!)

    hz. muhammed in yaşayan bir kur an olduğunu düşünür ve allah resulü nün kur-an î yaşamını da gözden geçirir.

    (b: "kur-an sız da olur diyen, insan ı tanımamaktadır! muhammed siz de olur diyen, kur-an ı tanımamaktadır!" )

    kur-an ı kerim de bir tek ayet ele alınıp, o ayet dayanak gösterilerek hüküm çıkarılmamalıdır! böyle bir hata, çok ciddi yanılgılara neden olacaktır.

    kur-an ı kerim e saldırmayı vazife edinmiş insanların çokca uyguladıkları kasıtlı ya da kasıtsız yöntemdir maalesef.

    ve bu şekilde davranarak yalnızca kendilerini kandırmaktadırlar.

    çünkü, (b: şuurlu) bir müslümanın kur-an a bakış açısı, yukarıda sıraladığımız şekildedir.

    kur an 23 senede indirilmiş ve böylece insanların o nu tam olarak (b: hazmetmeleri) sağlanmıştır.

    islam ın profesörleri sayılan âlimler, yaptıkları tetkik ve analizleri her daim "(b: gerekçeleriyle)" beraber ortaya koymuşlardır.

    (b: çakma) âlimler ise, kulaktan dolma bilgileri, felsefî yanılgıları ve kelime oyunlarını insanlara kur-an mış gibi taktim etmektedirler.

    (bkz: kur an tercümeleri)
     
  12. 12
    (bkz: kur an okumayı kur an ı anlamaya tercih etmek)
     
  13. 13
    kur an-ı kerim kendi kendisini açıklayan bir kitaptır ve bir çok ayetinde kendisini anlatır. özellikle yusuf suresi 1. ayette " bu kitap gerçekleri açıklayan apaçık/anlaşılır ayetler toplamıdır" denilerek bu sorunun cevabı kur an da verilmiştir.

    örneğin:

    bakara suresi 213. ayette bakınız ne diyor allah:

    "bütün insanlık başlangıçta tek bir topluluk idi. sonradan yoldan çıkıp parçalandılar. allah, peygamberlerini müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdi. peygamberleriyle birlikte hakikati/gerçeği ortaya koyan vahiyler/kitaplar da gönderdi ki,(b: insanların aralarında ihtilafa düştükleri konularda, o vahiyler/kitaplar hakem olsun. ) ancak kendilerine hakikatin/gerçeğin apaçık belgeleri geldikten sonra o insanlar, aralarındaki (b: kıskançlık) yüzünden tekrar anlaşmazlığa düştüler. bunun üzerine allah samimi olarak iman edenlere, üzerinde ihtilafa düştükleri gerçeği hakkıyla gösterdi. allah, imanı samimi olarak seçen kimseyi, doğru yola yöneltir."

    bir insan bu ayeti anlayabilirse - ki apaçık bir ayet- kuran da şifrelerin olmadığını, onun apaçık bir kitap olduğunu, gönderiliş gayesinin (b: insanlar arasındaki ihtilafları düzeltip böylece barışı sağlamak ) olduğunu ancak insanların kıskançlıkları sebebiyle -ki kıskançlık kör taraftarlıktan ileri gelir- bu kuran a sarılmadıklarını anlar.

    yine konuyla alakalı bakabilirsiniz:

    âl-i imrân/86 ,105, 184; nisa/174; maide/15, 32; en am/57; araf/101; hud/63...

    ( verdiğimiz tefsir mustafa islamoğlu nun gerekçeli meal/tefsirindendir)
     
  14. 14
    bakara suresi ayet 249:

    israiloğullarına komutan olarak gönderilen talût'un ve ordusunun başından geçen olayları anlatarak, müslümanlara "iman etmenin insana güç ve cesaret vereceğini" anlatan ayet.

    ayetin en vurucu noktası şudur: "nice sayıca az, ancak örgütlü ve disiplinli topluluk, allah'ın izniyle nice sayıca çok örgütsüz ve başıbozuk topluluklara galip gelmiştir. zira allah direnenlerle beraberdir."
     
  15. 15
    soru soran varlık olarak insanın bütün sorularının en geniş cevap anahtarıdır. okumasını bilenleri başka kitaplara yönlendirmez, diğer bütün kitapların varlık ve gerçeğe tekabül eden ifadelerini kendine yönlendirir. çünkü dil, beyan'a tabidir ve açıklama ancak beyan'ın sahibinin iradesiyle mümkündür. işte bu yüzden, bütün açıklamalar kuran-ı kerim'in açıklamalarına uygunluğu kadar değerlidir.
    #23469 kefeyte tayyus | 10 yıl önce
     
  16. 16
    İslam ile yeni tanışmış birinin ağzından dinimiz ve kur'an ı kerim :

    "uzun araştırma ve taspitlerim şunu göstermiştir ki: hristiyanlik ve yahudilik ilmin peşinde koşuyor. İlim ise İslam'ın peşinden koşuyor. yani kur'an-ı kerim'deki ilmi gerçekler henüz yeni yeni çözülüyor. kur'an çağlar ötesi bir kitap, bir mucize, bir harika"
    #33567 ismi mahfuz | 10 yıl önce
     
  17. 17
    tahriften münezzeh, uzak ve mahfuz kılınmış allah kelamı.

    evet, kur ân tahriften uzaktır ve korunmuştur.
    ancak nasıl?
    yani insanlar neden diğer kitapları tahrif edebildikleri gibi bunu da tahrif edemiyorlar? elbetteki cenab-ı hakk ın muhafazası esastır. ancak her şeyi sebepleriyle birlikte yaratan cenab-ı hakk ın buna da bir sebep yaratmış olması lazım...

    derken derken şu paragraf bu soruya da cevap verdi;

    --spoiler--

    İ’lem eyyühe’l-aziz! (ey aziz kardeşim bil ki) (b: kur’ân’ın i’câzı) (mucize oluşu), (b: tahrifine bir settir). evet, madem kur’ân mu’cizedir, beşer onun taklidini yapamaz. Âyetleri başka kelâmlarla tebdil edilmekle (değiştirilmekle) tahrif (bozulması) ve tağyiri (değiştirilmesi) mümkün değildir. Çünkü, müfessir, müellif, mütercim, muharref üslûplarını, kisvelerini âyâtın kisvesiyle (elbisesiyle) iltibas ettiremezler (karıştıramazlar).

    Âyetlerde i’câz (mucizelik) damgası vardır. o damganın altında olmayan kelâmlar âyet addedilemez. Öyleyse (b: i’câz, tahrif ve tağyiri kabul etmez.)

    --spoiler--

    (bkz: i caz)

    not: i câz kur ân da arızî değildir, bu yönüyle standart sebep-sonuç döngüsü içinde salt sebebe tekabül etmez. kastedilen bu değildir, aman yanlış anlaşılmaya.
    #34405 kaylûle | 10 yıl önce
     
  18. 18
    semâdan nâzil olmuştur.
    bu ibareden bir boyut metafiziği nazariyesine ulaşılabilir mi? sema-arz, gök-yer... yukarı-aşağı, üst-alt...
    zaman-mekan paralelinde kayıtlı olan şu madde aleminde de mutlak orjin yok. görecelik veya standart bir maddi zemin arayışı değil mevzu. ancak sema, manada üst ve üstünlüğe tekabül eder. dolayısıyla kur ân ın semadan nazil olması, üst ve üstün olanın ast ve aşağı olana bir tenzilidir. yani cenab-ı hakk, kur ân ı inzal etmekle bize tenezzül buyurmuştur.

    işte, kur ân ın indirilmesi ile semavi bir sofra da indirilmiş gibidir. bu sofradan insanlığın bütün tabakaları, bütün katmanları, her türden kategorizasyona (alim-cahil, zengin-fakir, çoban-yönetici, köle-efendi, savaşçı-memur, öğrenci-öğretmen, işçi-esnaf, ilim adamı-filim adamı vs...) esas teşkil eden bütün insanlık sınıflarının iştah ve istifadelerine ayrılmış çeşitli safhaları içerir.
    ve onun nüzûlüyle semâvî bir mâide ve bir sofra-i İlâhiye de nâzil olmuştur. bu mâide, tabakat-ı beşerin iştiha ve istifadelerine göre ayrılmış safhaları hâvidir.

    o sofranın yüzünde bulunan ilk safha avam tabakasına aittir.
    mesela; (b: "gökler ve yer bitişik iken biz onları koparıp ayırdık") (enbiya/30) ayet-i kerimesinden insanlığın bu ilk tabakasının anlayacağı şeyler şunlardır; gökler, bulutsuz, yağmuru yağdıracak bir kabiliyette değildir. yer de kupkuru bir şekilde bitkileri yetiştiremez. sonra ikisini birbirini ayırdık ki, birisinden sular inmeye ötekinden de bitkiler çıkmaya başladı.

    bir müfessir tarafından yeni zamanın filozofları olarak da tabir edilen bir gökbilimcinin bu ayetten anlayabileceği şey de şu olsa gerek; güneş sistemini oluşturan yerküremiz ve diğer gezegenler, şimdiki şekillerini almadan önce birbirine katışık bir vaziyette adeta açılmamış bir hamur gibiydi. her şeyin dizginini elinde bulunduran cenab-ı hakk, o hamuru açıp seyareleri birer birer tesbih tanesi gibi mevcut yörüngelerine yerleştirdi, güneşi yerinde bıraktı vesaire...
    güneş yıldızının eteklerinde gaz ve toz bulutu halindeki yörüngede dolaşan bir takım parçacıklar... sonra bunların gravitasyon kuvvetiyle birbirlerine yaklaştırılıp belli yerlerde küreler oluşturulması... bu kürelerden biri olan dünyanın çökme ve yoğunlaşmadan sonraki sıcak halinin en dıştan itibaren soğumaya başlaması... bu soğuma sırasında yerin kabuğunun sertleşirken dışarıya gazlar yayması... sonra bu gazların atmosferi oluşturması... vesaire vesaire vesaire...

    velhasıl, kur ân ın her bir ayetinden herkes mutlaka bir şeyler anlar. kendi kavrayış dünyasının kapsadığı alanın çapı genişliğinde ve derinliğinde ve uzunluğunda anlar, ama sonuçta herkes bir şeyler anlar ve ama yine sonuçta herkes elbette ki aynı ölçüde ve aynı seviyede anlamaz. yine de sonuçta anlayan anlar. *
    #35947 kaylûle | 10 yıl önce
     
  19. 19
    yüz yıllara ışık tutan ilahi kitap.bir benzerini kimse getirememiştir.
    #38226 fenafillah | 10 yıl önce
     
  20. 20
    kaynak gösteriminde birinci sıraya oturtulan ancak kaynak olarak kullanımında son sıralara itelenen ve sırf bu yüzden kendilerine "ümmet-i muhammed" diyen bir çokalarından mahşer günü çok ciddi hesap soracak ve davacı olacak olan mahsun ve boynu bükük yüce kitap.

    elden düşmemesi gerekirken, ya duvarlara çakılmış bir paslı çivide, idamlık ve ibretlik bir suçlu gibi sallandırılır ya da kitaplıkların baş köşelerinde bir elin kendisine uzanıp kendisini okumasını bekler durur.

    kendisinden uzak duralım diye dost - düşman herkes üzerine düşeni bi-hakkın yerine getirmiştir. dost "sen onu ezberle yeter", "senin aklın almaz o yüce hakikatleri" demiştir, düşman ise "çöl kanunu"; "geçmişte kaldı" demiştir...

    evet! o hesap soracak ve davacı olacak "müslümanım" diye dolaşıp kendisini bir defa dahi olsa "anlayarak" okumayandan! işte buna emin olabilirsin!
     
  21. 21
    müslümanım diyen birisi için farzdır. hayat tarzını ve yirmi dört saatini ayarlar. kainatın kitabı olduğu için tefekkür kapısı hep açıktır. içeriden girenin tüm hayatını doldurur. muhafaza edileceği vaat edilen tek kitaptır.hicr sûresi 9.ayet
    #40652 furkann | 10 yıl önce
     
  22. 22
    "doğru yolu gösteren bir kitap, her görüşü haklı çıkaran bir kitap olamaz" diyor hayri kırbaşoğlu...ne kadar güzel diyor, iyi ediyor...herkes hizasını kur an'a göre alacak, haddini bilecek, değil mi efendim...
    #40886 ankebutrb | 10 yıl önce
     
  23. 23

    aliya izzet begoviç'in muhteşem tabiriyle;

    ''kuran edebiyat değil,hayattır.dolayısıyla ona bir düşünce tarzı değil,bir yaşama tarzı olarak bakılmalıdır.''
    #50438 glsmyrdm | 10 yıl önce
     
  24. 24
    (bkz: kur an ı kerim in kökeni)
     
  25. 25
    kur an-ı kerim i batı dillerine tercüme etmeyi düşünen ilk bilgin fransız rahip (b: pitrus narabbes) tir.
    #58725 glsmyrdm | 10 yıl önce
     
. . .